1979 yılının 24 ocak’ında aet (gençler için: aet bir bir beyazeşya markası değildir, hiç olmamıştır) türkiye’ye verilecek kredilerin iki katına çıkarılmasını kararlaştırmıştır. ayrıca 1980 yılındaki ünlü 24 ocak kararları mevcut ekonomik politikanın terkedilip yeni bir ekonomik yapılanmanın içine girilmesi açısından bir başlangıç noktası oluşturmaktadır.istanbul’un 24 ocak 2002 tarihi ise kış güneşinin kentin üzerinde bütün güzelliğiyle parladığı bir sabahı not düşecektir sayfalara. istiklal caddesinde öğrenciler birbirleriyle şakalaşarak yürürken düşüncelerinin gerisinde kendilerini mutlu hissetmelerini sağlayan etkenin bir bahar sabahını andıran cadde görünümünün yarattığı yanılsama mı yoksa hafta sonuna bir adım daha yaklaştıklarını farketmenin getirdiği eşsiz neşe duygusu mu olduğunu bilememektedirler. yaşam hiç değişmeden benzer bir döngü içinde dönüp durmaktadır; rutubet kokulu öğrencilikten, paslı çalışma hayatının karanlık labirentlerine kadar hafta sonundaki iki günlük geçici özgürlük dönemi beklenerek yaşanmaktadır. bu, yalnızca yazlara ilişkin özlem duyguları ile dolu olarak geçirilen kışların yarattığı depresyon gibi, pazartesiden cumaya postmodern bir hayat madeninde çekilen çileyi doldurmakla yükümlü hayatların derin ruh sıkıntısını da kentin sokaklarına taşımaktadır. “evet, bize belletildiği gibi toz pembe bir yaşam olmadığının farkındayım dünya üzerinde ama başka birşey daha var sanki açıklayamadığım” demiştir kız farkında olmadan, camları buğulanmış pohaça kokulu pastanenin plastik sandalyelerinde huzursuzca dönerek. ” akşam bende kalsana” diye yanıtlar çocuk kafasını kaşıyarak, kızı dinlemediğinden değil de aklına verebilecek bir yanıt gelmediğinden. “ben ne diyorum sen ne diyorsun, hayat daha farklı olmalı diyorum, sanki uzaklarda, başka kentlerde, başka sokaklarda.” çocuk güler, çok güzel güldüğü için kızın kendisini sevdiğini düşünmektedir, bu yüzden bir boşluğu doldurmak ister gibi gülmektedir, sinirlendiğinde, aklına söyleyecek birşey gelmediğinde, sevişelim mi demeye utandığında..”bir trene atlayıp çok uzaklardaki bir istasyonda inmek ve o tanımadığım yerin sokaklarında dolaşmak istiyorum, anlıyor musun ? ” diye mırıldanır kız, “trenler soğuk olur ” diye yanıtlar çocuk, “akşama bende kalsana, peynir pişiririz hem…”… “trenlere binip gidilebilecek tüm kentlere, istasyonu olan her kasabaya uğrayarak günler geceler geçirsem ve küçük otellerde kalıp, esnaf lokantalarında yemekler yesem; acaba hayatın bir başka anlamının olduğunu farkedebilir miyim” diye soran insanlar, tren istasyonlarının bekleme salonlarında çantalarına dayanarak gözlerini boşluğa dikiyorlar şimdi, bir başka trenle bir başka kente doğru sarsılarak yol alırken uzakta gördükleri dağ köylerinin, tabelası yamuk kasabaların, boş binaların ve kederli tarlaların kendilerine fısıldadıkları sözcüklerden bir neden çıkarmaya çalışıyorlar kulaklarında rem melodileriyle.bugünün yemek listesi:* man on the moon sote* kederli akşam salatası* izgara kadayıf* çorba-kola