‘P İle BaÅŸlayanlar’ Kategorisi için ArÅŸiv

Pythagoras Harfi

Cuma, 09 Kasım 2007

(bkz: pisagor harfi)

Pythagoras Sayilari

Cuma, 09 Kasım 2007

(bkz: pisagor sayıları)

Pythagoras Teoremi

Cuma, 09 Kasım 2007

(bkz: pisagor teoremi)

Pusat

Cuma, 09 Kasım 2007

bir erkek ismi olarak da cikar karÅŸimiza.

Push İt

Cuma, 09 Kasım 2007

ing. it onu

Pushead

Cuma, 09 Kasım 2007

bir devirler metal hammer dergisinde röportajları yayınlanan, evindeki kurukafa koleksiyonuyla övünen kafatasçı çizer.

Puslu Kitalar Atlasi

Cuma, 09 Kasım 2007

//bir mahzun ve ÅŸaÅŸkın adamın düşatlası üzerine öttürmeler —————————————gözlerin—————————————güneÅŸin okları gibi parlak—————————————aydınlatıyor karanlıkları—————————————bir ÅŸimÅŸek gibi çakmak çakmak (*) ihsan oktay anar’ın ilk romanı “puslu kıtalar atlası”, iletiÅŸim yayınları’ndan 1995 yılında çıkmış. ikinci sayfadaki künyede, anar’ın 1960 doÄŸumlu ve ege üniversitesi felsefe bölümü’nde öğretim üyeliÄŸi yaptığı düş’ülü… romana, hulki aktunç da genel deÄŸerlendirme niteliÄŸinde ve anar’ın romancılığını ne derecede anladığını tereddüde düşürecek derecede önemsiz ve garip bir önsöz yazmış, “yeni roman ülkelerinde” diye… romanın mekânı ve zamanı mekân istanbul’dur, zaman ise1681-1684 arasıdır. 1681, çünkü: “ulema, cühela ve ehli dubara; ehli namus, ehli iÅŸret ve erbab-ı livata rivayet ve ilan, hikâyet ve beyan etmiÅŸlerdir ki kun-ı kâinattan 7079 yıl, isa mesih’ten 1681 ve hicretten dahi 1092 yıl sonra, adına konstantiniye derler tarrakası meÅŸhur bir kent vardı.” (s.13) 1684, çünkü (1): “ben de düşünüyorum, dolayısıyla varım, ama kimim? galata’da, yelkenci hanı bitiÅŸiÄŸinde ikamet eden uzun ihsan efendi mi, yoksa bugünden tam üç yüz sekiz yıl sonra, sözgelimi izmir’de oturan mahzun ve ÅŸaÅŸkın adam mı? hangimiz düş ve hangimiz gerçek?” (s.237, abç.) romanın rendekâr’ı 1681, rené descartes’ın, kısaca “yöntem üzerine konuÅŸmalar” (le discours de la méthode pour bien conduire sa raison et chercher la vérité dans le sciences, la dioptrique et des météores) olarak bilinen kitabının ilk yayım tarihinin kırkdört yıl sonrasıdır. anar, rené descartes’ı (röne dekart) rendekâr olarak deforme eder ve yedirir romanına. aynı ÅŸekilde “yöntem üzerine konuÅŸmalar”ı da çok güzel bir kurguyla “zagon üzerine öttürmeler” ÅŸeklinde… (2) gerçi, rendekâr, anar’ın buluÅŸu mudur yoksa ilk çevirisinden beri mi böyledir; bu, edebiyat tarihçilerinin araÅŸtırıp bulacağı bir konudur. romanın ana problematiÄŸi “düşünüyorum öyleyse varım”dan hareketle varoluÅŸun temellerini arayan descartes’ın problematiÄŸini anar, romanına, uzun ihsan efendi’nin problematiÄŸi olarak kırar, kaygılar, kurgular. mantık kartezyendir, kartezyen mantığı allak bulak eden soruysa muhteÅŸem: “(…) kendi kendine, ‘düş görüyorum’ dedi, ‘düş gördüğümden şüphe edemem. düş görüyorum, öyleyse ben varım. varım ama ben kimim?’ (…)” (s.45) “gördükleri ister gerçek ister düş olsun, bundan gerçeÄŸi ya da düşü gören bir öznenin varlığı çıkıyordu. ÅŸu durumda bütün bunları gören bir kiÅŸi olarak o, vardı. ‘rendekâr’ın dediÄŸi gibi ben varım’ diyordu, ‘peki ama ben kimim? ayna bana ihsan efendi olduÄŸumu söylüyor, rüyamdaki ayna ise bünyamin olduÄŸumu söylüyor. ben kimim? bütün bunları gören özne aslında kim?” (s.46) “düşünüyorum öyleyse varım”, “düşlüyorum öyleyse varım”a dönüşür. “gerçek” nerede bitiyordur, “düş” nerede baÅŸlıyordur bilinmez. hangisi hangisine göre gerçek, hangisine göre düştür? gerçek düş’e, düş gerçeÄŸe karışır, dönüşür. iÅŸte bu karmaÅŸa, bu “gerçek’ten düş’üş”, gidiÅŸli-geliÅŸli ve kesiÅŸmeli olarak daire ÅŸeklinde bir sarmallar zinciri olarak gözler önüne serilir, serpilir… ve en son, anar, bu sarmallar zincirinden oluÅŸmuÅŸ daireyi hınzırca makaslayarak zincirin iki ucunu da boÅŸluÄŸa salar: “ne var ki ben, kendimle ilgili bazı meseleleri hâlâ çözebilmiÅŸ deÄŸilim. rendekâr düşünüyor olmasından varolduÄŸu sonucuna çıkarıyor. ben de düşünüyorum, dolayısıyla varım, ama kimim? galata’da, yelkenci hanı bitiÅŸiÄŸinde ikamet eden uzun ihsan efendi mi, yoksa bugünden tam üç yüz sekiz yıl sonra, sözgelimi izmir’de oturan mahzun ve ÅŸaÅŸkın adam mı? hangimiz düş ve hangimiz gerçek? düşünüyorum, o halde ben varım. düşünen bir adamı düşünüyorum ve onun, kendisinin düşündüğünü bildiÄŸini düşlüyorum. bu adam düşünüyor olmasından varolduÄŸu sonucunu çıkarıyor. ve ben, onun çıkarımının doÄŸru olduÄŸunu biliyorum. çünkü o, benim düşüm. varolduÄŸunu böylece haklı olarak ileri süren bu adamın beni düşlediÄŸini düşünüyorum. öyleyse, gerçek olan biri beni düşlüyor. o gerçek, ben ise bir düş oluyorum.” (s.237) romanın dokusu sarmallar anar, söz sanatlarının ve görsel sanatlardan özellikle sinemanın kurgu tekniklerinden en zorunu, helezonî (sarmal) kurguyu kullanarak, özellikle romanın ana/alt yapısını baÅŸarıyla dokur. sarmal kurgu; ÅŸeylerin, kiÅŸiliklerin ve olayların, farklı zaman ve/veya mekânlardaki -kimi kez aynı, kimi kez farklı- ÅŸeyler, olaylar ve kiÅŸiliklerle -geriye ya da ileriye yönelik gidiÅŸ dönüşlerle- baÄŸlantılandırılması, biribirlerinin üzerine düşürülmesidir. burada anar’ın sarmal kurgusunun mistik/metafizik karakterinin altı da çizilmelidir. bu sarmal kurgu, sözkonusu karakteriyle birlikte, anar’ı (1992), özellikle “before the rain (yaÄŸmurdan önce)”(n)in (1994) manchevski’sine ve yer yer de “underground”ın (1995) kusturica’sına yaklaÅŸtırır (3). a) gerçek-düş sarmalı gerçeÄŸin düş’le birbirine karışması, romanın ana/alt yapısını oluÅŸturmaktadır. iÅŸte bu, hangisinin hangisine karıştığı oldukça belirsiz puslu (4) karışım, romanın başından sonuna deÄŸin belirleyici rol oynar. b) teori-pratik sarmalı uzun ihsan efendi, ki ancak romanın sonunda romanın baÅŸ ve hatta tek kahramanı olduÄŸunu anlayabileceÄŸimiz bir güzellikte bezenmiÅŸtir. bir “mapamundi” yani bir dünya haritası yapmayı kafasına koymuÅŸ, evinden hiç çıkmayan teorik bir maceraperest. dayı oÄŸlu arap ihsan ise gerçek bir maceracı, ince ruhlu bir korsandır. bünyamin de silik karakterine karşılık dayısı kadar olmasa dahi maceradan maceraya sürüklenen bir kiÅŸiliktir. uzun ihsan efendi ile arap ihsan arasındaki teori-pratik çatışması -ve aynı zamanda arap ihsan’ın ince ruhluluÄŸu- romanda, arap ihsan’ın yatakta horul horul uyumakta olan uzun ihsan’a alaycı bir ÅŸekilde sarfettiÄŸi ÅŸu sözlerde öz olarak gözlenir: “‘ey kör! aç gözünü de düşlerden uyan. simurg’u göremesen de bari küçük bir serçeyi gör. kaf dağına varamasan bile hiç olmazsa evinden çıkıp kırlara açıl; böcekleri, kuÅŸları, çiçekleri ve tepeleri seyret. bırak dünyanın haritasını yapmayı! daha hayattayken bir taşı bir taşın üstüne koy. gülleri ve bülbülleri görmeyip gün boyu evinde oturan adam dünyanın kendisini hiç görebilir mi?’” (s.21) bu teori-pratik çatışması, uzun ihsan’ın, oÄŸlu bünyamin ile olan iliÅŸkisinde de mevcuttur. bünyamin’in lağımcılara katılması bölümünde: “vardapet, bünyamin’in aÄŸzından girip burnundan çıkarak onun maceracı ruhunu tutuÅŸturur gibi olmuÅŸtu. fakat babasına olan saygısından dolayı delikanlı kendi fikrini söylemeye çekindi. bununla birlikte uzun ihsan efendi oÄŸluna, ‘buradan gitmek istediÄŸini biliyorum oÄŸlum’ dedi, ‘kendime hâkim olabilseydim belki de seni, çoktan içine girdiÄŸim bu maceraya bırakmazdım. sana olan sevgim biricik oÄŸlumu tehlikeye atmama engel oluyor. ama bilmek ve ÅŸahit olmak en büyük mutluluktur (abç). macera ise büyük bir ibadettir; çünkü o’nun eserini tanımanın baÅŸka bir yolu olduÄŸunu görebilmiÅŸ degilim. kendi payıma ben, dünyayı rüyalarımla keÅŸfetmeye çalıştım. bu, yeterince cesur olmadığımın bir göstergesi olabilir. aynı hatayı senin de yapmana yolaçmak istemiyorum. sana izin veriyorum, git. git ve benim göremediklerimi gör, benim dokunamadıklarıma dokun, sevemediklerimi sev ve hatta, bu babanın çekmeye cesaret edemediÄŸi acıları çek. dünyadan ve onun binbir halinden korkma’”. (s.54-55) aynı teori-pratik çatışması, son kertede (düş atlasının sonunda) uzun ihsan’ın, oÄŸlu bünyamin’e bir düşnot’u olarak ortaya çıkar: “(…) büyük dayın arap ihsan, o muhteÅŸem külhani, boÅŸluÄŸu ve karanlığı okuyan benim gibi bir korkağın, adım bile atmaya çekindiÄŸi gerçek dünyanın haritalarını çizen biriydi. yıllar önce öldü, ama kahkahası hâlâ çınlıyor ve düşü zihnimde hâlâ yaşıyor. onu neden mi düşledim? belki de senin, biricik oÄŸlumun onu tanımasını istedim, o kadar.” (s.236, abç) “kendisinden düşler yarattığım boÅŸluÄŸun atlasını. atlas vacui’yi bu yüzden yazdım: sen okuyasın diye deÄŸil, yaÅŸayasın diye.” (abç). zihnimde bir düş olan sevgili oÄŸlum (abç), iÅŸte böylece zavallı babanın yaÅŸayamadıklarını yaÅŸadın ve dokunamadıklarına dokundun. bir babanın kendi oÄŸlundan bekleyeceÄŸi ÅŸekilde kahraman deÄŸildin. son derece silik ve mütevaziydin. bununla birlikte, arada bir senin kulağına, karakterinle baÄŸdaÅŸmayacak sözler fısıldamadan edemedim. çünkü düşler görmektense, boÅŸluÄŸun kendisine tapan insanlar karşısında küçük düşmeni istemedim. sonunda, senin için düşlediÄŸim macerayı yaÅŸadın ve böylece senin için yazdığım atlası okumuÅŸ oldun. artık benden öğreneceÄŸin nihai ÅŸeyi öğrenmiÅŸ oldun.” (s.236-237) c) uyku/uykusuzluk illeti sarmalı bir sefer dönüşü arap ihsan’a ganimet olarak düşen, esir, yedi yaşındaki “haÅŸarat”, uykusuzluk illeti çeken, yaramazlığı bayraklı velettir alibaz. “onun dünyasına aÅŸina olmayanlar, rüya görmediÄŸi için üzülen bu oyunbaz çocuÄŸun aslında alacalı düşler kadar renkli bir âlemde yaÅŸadığını nereden bilebilirlerdi?” (s.23) ayrica, bkz.: meyhanenin gedikli demkeÅŸinin anlattığı “mutsuz çocuk” hikâyesi, s.191-192. turan kahramanı efrasiyab’ın maceralarını kendisine gündüz düşü eden alibaz, daha sonra bir çete kuracak ve kentin tüm oyuncakçıları ile ÅŸekercileri baÅŸta olmak üzere bilumum esnafını talan edecektir. anar’ın alibaz kurgulaması, büyüklerin düşlerine çocukların düşleriyle çelik çomak oynattığı önemli bir harçtır. anar, alibaz’ın uykusuzluk illetini sarmal bir biçimde, uzun ihsan efendi’nin kendisini uykusuzlukla cezalandırdığı tüccara bulaÅŸtırır. oradaki bir baÅŸka sarmal da senelerdir uyuyan han bekçisi ile tüccarın uykusuzluÄŸu arasındaki gerçekötesi sebep-sonuç iliÅŸkisidir. (s.225-234) bilginin yüceltilmesi bilgi ve bilginin arayışı yüceltilmiÅŸ, dokunmuÅŸ ve yoÄŸrulmuÅŸtur romanda. bu arayış özellikle uzun ihsan efendi’nin evinden hiç çıkmadan yapmaya çalıştığı dünya atlası ile kubelik’in (5) insan atlasında net bir ÅŸekilde görülür. bilgi, kubelik’te, ölümün göze alınması ile kutsanır. aynı arayış, ebrehe’de herÅŸeyin ve hiçbir ÅŸeyin hammaddesi olarak düşünülen “boÅŸluÄŸun” imâlinde; bünyamin’de ise sadece ve sadece “gerçeÄŸin” ne olduÄŸunda ortaya çıkar. bünyamin bir görgü tanığıdır. ebrehe’de, -ki kendisini kıyametten kurtaracak zaman makinası için gerekli olan boÅŸluÄŸun hammadesi, “o para”nın, arayışındadır- “o para” maddi anlamının da ötesinde, merakın ve bilgi arayışının sembolüdür (6). fizik-ötesinin fizikle karşılaÅŸtığı noktalarda, berisinin kayırıldığı da gözden kaçırılmamalıdır. bu, gerek kehanet aynasının, gerek mehdî’nin, gerekse kıyamet ile kıyametten kaçışı saÄŸlayacak bir tür zaman makinası niteliÄŸinde kabul edilebilecek “topaç”da net olarak görülür. belirtilmesi gereken önemli bir nokta da, sözkonusu arayışların hepsinin birbirine zincirleme ÅŸekilde baÄŸlı olduÄŸudur. herÅŸey ile hiçbir ÅŸey “bir”dir ve “bir” herÅŸey ile hiçbir ÅŸeydir. özellikle varlık-yokluk (”boÅŸluk”) (s.145-147), hareket-karşı hareket (”hız”) (s.147-148) ses-sessizlik (s.200) ve karanlık-aydınlık (s.200) konularına iliÅŸkin bölümler bunların birer çeliÅŸki deÄŸil de bir-biri olduklarını göstermektedir. doÄŸu-batı sentezi anar’ın, bir doÄŸu-batı sentezi kaygısı yoktur. anar bu sentezleÅŸmenin ötesinde, dışındadır. haklı olarak, bu arayışın hangi kılık-kıyafette ortaya çıktığıyla ilgilenmemektedir anar. yaptığı, “bilgi” arayışının yönsüzlüğü ve milliyetsizliÄŸi ile bilginin evrenselliÄŸini göstermektir (7). velhasıl-ı kelâm, sanatçının sofrası deyince… herkes sırtlamış bir geçmiÅŸi, kervan olmuÅŸ, düşmüş yola. hepsi bir baÅŸka geleceÄŸe yollanmış. sanatçı da iÅŸte bu dengiyle kuruyor sofrasını ve gene iÅŸte bu yüzden herkesin sofrası ayrı, aynı yahut da benzer oluyor. anar, tutkusunu tutkusuna tutkallayan, harman eden bir yazar; felsefeyi edebiyata kavlayan bir sanatçı; bir bestseller yolcusu olan puslu kıtalar atlası ise türk romancılığında deÄŸeri uzun süre anlaşılamayacak bir baÅŸyapıttır. velhasıl-ı kelâm, bize gelince… uzun ihsan efendi’nin düşünden mi ibaretiz, yoksa oktay ihsan efendi’nin mi? ve, ya hepimiz birbirimizin düşüysek; ve zaman ve mekân, bu düşler çorbasının ortak tuzuysa? dip öttürmeleri:(*) romanın başındaki latince parçanın üçaÅŸağı - beÅŸyukarı çevirisi…(1) anar, kitabın bitiÅŸine tarih atmış: 1992 (1992-308=1684) (; yer adı düşmüş: karşıyaka.)(2) “yeteri kadar içmesine raÄŸmen kubelik’in elleri bu kez endiÅŸeden titremeye baÅŸlamıştı. tercüme edilmesi istenen kitap kalın sayılmazdı, fakat ince olduÄŸu da söylenemezdi. ne olursa olsun, onun bu kadar kısa süre içinde tercüme etmek mümkün deÄŸildi. iÅŸte! arap ihsan gömleÄŸinin içinden bir tomar kâğıtla divit çıkarıyordu. bereket versin ki çelebilerden biri müdahale etti: bu kibar zat, kubelik’in lisan-ı frengiyi bildiÄŸini ama tebaa-yı ÅŸahanenin lisan-ı ÅŸahanesinden habersiz olduÄŸunu söylüyordu. onun fikrine göre, külhanlarda yattığı sıralarda kubelik’in aÄŸzı kabadayı taifesi tarafından bozulmuÅŸ, lisanı ve lügatı murdar eylenmiÅŸti. yalnızca lisan-ı erazilden anladığı için ‘zeker’ yerine ‘kıllı’, ‘hasen’ yerine ‘kıyak’, ‘hiyle’ yerine ‘katakulli’ gibi kelamlara eÄŸilimliydi. iÅŸte böyle bir zatın yapacağı tercümeden hiç hayır gelir miydi?” (s.34)(3) anar’ı kusturica’ya yaklaÅŸtıran bir baÅŸka nokta da, kullandığı ayı ve maymun figürleridir (s.39-43; 213; 219). insanoÄŸlu-hayvanoÄŸlu iliÅŸkisinin sıcaklık ayarı, kusturica’nınkine denk düşmektedir. aynı ÅŸekilde, geçtiÄŸi yerlere yıldırım düşürebilen dertli de kusturica referanslı olarak kabul edilebilir.(4) kitabın isminin “puslu kıtalar atlası” olması da, büyük ölçüde, “gerçeÄŸin” nitelendirilmesindedir. düş her zaman pusludur zaten, “pus” sıfatını hak eden “gerçeklik”tir…(5) anar, kubeliÄŸi, uzun ihsan efendi’nin dünyanın atlasını yapma arzusunun paralelinde insanın atlasını yapma arzusu olarak tezgâhlar. bu arzu, kubelik’i uzun ihsan efendi’ye yaklaÅŸtırır. kubelik, daha sonra uzun ihsan efendi’nin kiÅŸisel tarihinde dönüm noktası olacak rendekâr’ı, arap ihsan’ın zoruyla tercüme edecektir. kubelik, insan atlasına iliÅŸkin bilimsel merakını da, sonunda, hayatıyla ödeyecektir.(6) “sofada bünyamin’le baÅŸbaÅŸa kalan ebrehe ona ÅŸunları söyledi:-’yolun sonu göründü sevgili bünyamin. benimle birlikte büyük bir bilgi kaynağı da yok olacak diye çok üzülüyorum. kastettiÄŸim ÅŸey, teÅŸkilatın yıllardır biriktirdiÄŸi bilgiler. uzak ülkelerdeki casuslar merkezden haber alamayacakları için artık dağılıp gidecekler. hazine odasındaki paraları yaÄŸma eden ÅŸu zavallılara bak. eÄŸer kitaplıktakı ciltler dolusu bilgiyi kullanabilecek durumda olsalar, talan ettikleri paranın on katını, belki de yüz katını elde edebileceklerini bilmiyorlar. teÅŸkilattaki altın ve gümüşten yapılma her ÅŸeyi yaÄŸmaladıktan sonra burayı ateÅŸe vereceklerini de biliyorum. koskoca bir beyin böylece yok olacak. ben ise bir günahkâr olarak ölmüş olacağım. eÄŸer varsa, ötedünyada bir tek ÅŸey hissedeceÄŸime eminim: utanç. belki de yıllardır, kıyametten deÄŸil, bu duygudan kaçıyordum. sana gelince bünyamin, senin uzun ihsan efendi’nin oÄŸlu olduÄŸunu ta baÅŸtan beri bildiÄŸimden eminsindir muhakkak. aradığım kiÅŸinin sen olduÄŸunu, daha benim hayatımı kurtardığın gün anlamıştım. ‘para’ sendeydi, koynunda sakladığın o garip kitabın arasında. ÅŸaşırma! bundan da haberim var. sen geceleri uyurken odana girdiÄŸimde farkettim. evet, odana da girdim. uyanmana imkân yoktu. çünkü içtiÄŸin kahvelerde sana derin bir uyku verecek eczalar vardı. uyurken seni uzun uzun seyrettim. yüzünün asıl halini düşledim. babana benziyordun.sana karşı hissettiklerimi anlatmama imkan yok. bir duygu, anlaşılamıyorsa, duygu deÄŸildir zaten. seni ta baÅŸtan öldürebilir ve ‘parayı’ alabilirdim. ama bunu yapmak istemedim. çünkü nasıl olsa elimdeydin ve benim için neredeyse o para kadar deÄŸerliydin. sanki kasıtlı olarak karşıma çıkarılmıştın. böylece güçsüzlüğün ve silikliÄŸin ne olduÄŸunu öğrenme fırsatı buldum. aynı zamanda gücün ve her türlü iktidar tutkusunun da ne kadar büyük bir erdemsizlik olduÄŸunu da bu sayede gördüm. hayatta kalabilmek için bizler kadar çaba göstermiyordun. yokedilmeye çoktan razıydın. senin amacın varlığını sürdürmek için deÄŸil de sanki bambaÅŸka bir ÅŸeydi. sen bir ÅŸahittin. evet, artık bundan eminim. kesinlikle bir kahraman deÄŸildin. o küstahça sözlerini de sanki biri kulağına fısıldıyor ve benimle adeta alay ediyordu. sanki benim, onların ve herkesin başına gelen bütün ÅŸeyler senin görmen, öğrenmen içindi. güçsüz biri olan sen, her çeÅŸit iktidarın sahibi olan benim üzerimdeydin. çünkü olaylara müdahale etmeden hepimizi gören, seyreden sendin. seni ezdiÄŸimizde aÄŸlıyordun. güçsüzlük belirtisi olarak yorumlanabilen bu ÅŸey aslında senin yaÅŸamındı. oysa biz taÅŸlar kadar güçlü, bir o kadar da cansızdık.gücün kendisinin ölüm olduÄŸunu da senden böylece öğrendim. çünkü seni seyrettim. ah! keÅŸke dünyayı da senin gibi seyredip, senin ona baktığın gibi bakabilseydim! oysa ben ona bir güç malzemesi olarak bakıp onda kendi karanlığımı gördüm. hayatım boyunca görebildiÄŸim en iyi, en güzel ÅŸey sendin bünyamin. sana çok ÅŸeyler söylemek isterdim. ama dakikalarım sayılı. bu yüzden benim için son bir ÅŸey yapmanı rica ediyorum. o ‘parayı’ ben öldükten sonra aÄŸzıma koy ve çenemi baÄŸla. çünkü onun, hiç kimsenin eline geçmesini istemiyorum. hoşçakal! hoşçakal bünyamin!” (s.215-217)(7) doÄŸu-batı setezi meselesinde, bu satırların yazarının bir tavır koyması gerekirse: doÄŸu-batı-kuzey-güney sentezi diye bir ÅŸey yoktur. tüm kültürler aynı bilgi arayışının dalgın kervanında karşılıklı etkileÅŸimlerle ilerlemeye çalışmaktadırlar. doÄŸu-batı sentezi tartışmaları, deÄŸerlendirmeleri, ileri sürmeleri, teorileri, pratikleri, yapaylıklarının yanısıra pratik faydalarının olmaması nedeniyle anlamsızdır da… “bir mahzun ve ÅŸaÅŸkın adamın düşatlası üzerine öttürmeler”, reha yunluel, imece, sayi: 10/nisan 1999.www.imece.org/arsiv/dusatlasi.htmlhttp://web.archive.org/…ce.org/arsiv/dusatlasi.html

uzun ihsan efendi adında bir karakteri olan ihsan oktay anar romanı.ilginç olan ise yazarın 3 kitabında da karakterlerinden birine kendi ismini veriyor olması.

Pusula

Cuma, 09 Kasım 2007

pusula ile yön bulmapusula ile ilgili 3 temel beceriyi öğrenmelisiniz. - kerteriz ayarlamak - kerteriz almak- kerteriz takip etmek kerteriz: en basit anlamıyla, manyetik kuzey (pusulanın manyetik iÄŸnesinin gösterdiÄŸi yön) ile hedef nokta arasındaki açıdır. kerteriz ayarlamak: önceden harita üzerinden (bakınız silva 1-2-3 sistami) okunmuÅŸ veya arazide alınmış kerteriz açılarını kullanarak ilerlemek için pusulayı ayarlamanız gerekir. pusulanın ayarlanması demek, döner bilezik üzerinde uygun rakamın (kerteriz açısı) referans çizgisi ile kesiÅŸtirilmesi demektir. örnek olarak; eÄŸer sapakta indiÄŸinizde 60 derece ile yaklaşık 10 dakika yürüdüğünüzde uygun bir kamp alanına varacağınız söylendi ise yapmanız gereken ÅŸudur: sapakta indikten sonra pusulanızı çıkartıp döner bilezikteki 60 rakamını referans çizgisi ile çakıştırırsınız. sonra pusulanın tamamını (yürüyeceÄŸiniz için vücudunuzu da) döndürerek, manyetik iÄŸnenin kuzey ucu ile bilezik üzerinde “n” (kuzey) iÅŸaretini çakıştırırsınız. (silva pusulalarda kuzeyi göstermesi gereken bütün bu bölümler kırmızıdır ve hızlı çalışırlar). pusulanızın üst kısmında yer alan “gidilen yön” okları size kamp alanının yönünü göstermektedir. bu hedefe gitmek için bazı noktalara dikkat etmeniz gerekir ama merak etmeyin biraz tekrarla pusula kullanımında uzmanlaşırsınız. unutmamanız gereken, pusulanın manyetik olarak ölçüm yaptığıdır. tükenmez ve otomatik basmalı kalemler, sırt çantası iskeletleri, metal bilezikli saatler, yüzük, araba gibi metal cisimler ile cep telefonu, bilgisayar benzeri manyetik dalgalar yayan bir ekipmanın pusula ibresini saptıracağını düşünmelisiniz. ölçümler bu tip cisimlerden uzakta yapılmalıdır. belli yerlerde kayaların içinde çok fazla ferro-metal var ise, pusula ile yön bulmak olanaksızdır. ülkemizdeki en bilinen örneklerden birisi de uludaÄŸ ve volfram madenidir. kerteriz almakkerteriz ayarlamak için ilk önce kerteriz almanız gerekir. bunu harita üzerinde öğrenebilirsiniz (silva 1-2-3 sistemi) ya da arazide gitmek istediÄŸiniz noktaya giderek yapabilirsiniz. diyelim ki, ileride bir tepeye çıkmak istiyorsunuz. aranızda belirgin bir coÄŸrafi engel yok ama ormanın içine girdiÄŸinizde aÄŸaçlar zirveyi görmenize engel olacak ve siz ormanın içinde yol bulmakla uÄŸraşıp vakit kaybetmek istemiyorsunuz. yapmanız gereken zirvenin kerterizini almak. kerteriz almak için pusulayı, gidilen yön oku zirvey gösterecek ÅŸekilde elinizde tutmanız gerekir. daha kolay ve hassas ölçüm yapmak için pusulayı göz seviyenizde tutabilirsiniz ama pusula tabanının yere tam paralel olması gerektiÄŸini unutmayın. döner bileziÄŸi çevirerek manyetik kuzey ibresi ile kuzeyi gösteren “n” iÅŸaretini ve kırmızı oku çakıştırın. çakışma noktasında kapsül içindeki çizgiler ile ibre paralel olacaktır. böylece manyetik kuzey ile hedef arasındaki açıyı, kerteriz açısını bulursunuz. orman içinde yürürken sıklıkla pusulayı kullanarak ilerleme yönünüzün doÄŸru olduÄŸunu kontrol edin. kerteriz çaısını okumanız ÅŸart deÄŸildir ama kapsülün kazara dönmesi durumunda yanlış yöne sapacağınız kesin olduÄŸundan kerteriz açısını ezberlemek ya da not etmek iyi bir alışkanlık olur. kerterizi takip etmekalınmış kerterizi izlemek teorik olarak basittir ama hepimiz biliriz ki arazide uzakta belirgin görünen noktalar örneÄŸin bahsettiÄŸimiz zirve, biz ilerledikçe görünmez olurlar ve yön ÅŸaşırabiliriz. arasıra pusulalarımızdan yapacağımız yön kontrolü çok saÄŸlıklı olmaz. hiç hata yapmamak için pusulayı hep elimizde tutmamız gerekir. onun yerine ilerlememiz gereken hayali bir çizgi üzerinde belirgin noktalar saptayıp devam etmek daha kolaydır. mesela, berlirgin bir aÄŸaç tam olarak ilerleme hattımızdaysa, ilk önce aÄŸaca gideriz. bunu yaparken aÄŸacı görerek bir gölün çevresinden dolaÅŸabiliriz, biraz saÄŸa ya da sola kayarak köprü geçebiliriz. aÄŸaç bizim birinci kerteriz noktamızdı ve yanına geldiÄŸimizde pusulamızdaki kerteriz açısı yine varmak istediÄŸimiz noktayı, zirveyi göstermektedir. zirveyi göremesek bile baÅŸka ara kerteriz noktaları belirleyerek adım adım hedefe varırız.geriden kestirmezaman zaman ara kerteriz noktalarınızı kaybedebilirsiniz. geriden kestirme tekniÄŸi ile fazla zaman kaybetmeden doÄŸru yönde ilerlemeye devam edersiniz. bunun için bir önceki kerteriz noktanızı görmeniz gerekmektedir. geriye dönün ve pusulanızı da kendiniz ile beraber döndürün. 180 derece döndüğünüzde pusulanın güney (beyaz) ibresi kapsülün içindeki kuzey okuyla çakışmalıdır. bu halde gidilen yön okunun önceki kerteriz noktasını gösteriyor olması gerekir. eÄŸer göstermiyorsa gösterinceye kadar saÄŸa ya da sola hareket edin. bu iÅŸlemi rotadan saptığınızı düşündüğünüz her zaman yapın. dönüş kerterizidiyelim ki zirveye vardınız ve aynı yolu izleyerek dönmek istiyorsunuz. kampınızın ya da arabanızın kerterizini almadınız hatta artık onları göremiyorsunuz. geri dönmeniz hala çok kolay. yola çıktığınız nokta ile kerterizini aldığınız varış hedefi arasında 180 derece açı farkı vardır. iki ayrı teknikle dönüş yolunuzu bulabilirsiniz. birinci yöntemde kerteriz açınızı matematik olarak 180 derece ayarlarsınız. eÄŸer kerteriz açınız 180 den küçük ise 180 derece ekleyin; 180 dereceden büyükse 180 çıkartın. dönen bileziÄŸi ayarlayın ve gidilen yön oku sizi baÅŸlangıç noktanıza geri götürecektir. ikinci yöntemde mevcut kerteriz açısını deÄŸiÅŸtirmeden aynen geri kestirme yönteminde olduÄŸu gibi manyetik ibrenin güney ucunun kapsül içindeki kırmızı yön okuyla çakıştırdığınızda pusula 180 derece dönmüş olur. engellerin çevresinde yön bulmakeÄŸer kerteriz açınızla ilerlerken arkasını göremediÄŸiniz yani ara kerteriz alamadığınız bir yere gelirseniz ne yapacaksınız? yapacağınız tek ÅŸey yanlara kaymak ve devam etmektir. eÄŸer saÄŸa ya da sola kaç metre veya pratik olarak kaç adım kaydığınızı ölçerseniz, engeli geçtikten sonra bir o kadar ters yöne ilerlersiniz. böylece engeli çizgisel olarak yapmanız gerektiÄŸi gibi aÅŸarsınız. bu iÅŸlemi yaparken iki önemli dikkat edilecek nokta vardır. birincisi, yana kayma, saÄŸa ya da sola 90 derece ile yapılmalıdır. çapraz kaymalar hata yapmanıza yol açar. ikincisi ise yana kaydıktan sonra da kerteriz açısı ile ilerlemeye devam etmektir. zaten aksi durumda çapraz ilerlemiÅŸ olursunuz.pusula kullanımı ile ilgili daha ayrıntılı bilgi için http://www.adrenalin.com.tr

Put The Blame On Mame

Cuma, 09 Kasım 2007

yillarca “put the blame on me” diye söylenen ÅŸarkının doÄŸru ismi.

Putperestlik

Cuma, 09 Kasım 2007

(bkz: paganizm)