Zurna
Cuma, 09 Kasım 2007zurna.com 5 seneden beri internette insanlarin chat ve forumlar vasitasiyla ruhen ve fiziken bosalmasini saglayan site…
zurna.com 5 seneden beri internette insanlarin chat ve forumlar vasitasiyla ruhen ve fiziken bosalmasini saglayan site…
çoğu insanın sandığının aksine isviçrenin başkenti değildir. her mahallesi nişantaşı kıvamında bi şehir.
camel lightın reklam maskotu
(bkz: zuppe/8)
insan ilişkilerinin her alaninda (kişinin yalin hâli de dahil olmak uzere) tamamen şekli yonleriyle kendini belli bir sosyal gruba ait hisseden ve/veya o sosyal gruba ait oldugunu hissettiren ve/yahut da o sosyal gruba kendini kabul ettirmeye calişan kimse. snop da zuppenin eşanlamlisi, eşsessizidir.
zuppelik meselesi, netice itibariyle herşeyden once yaşam bicimi, sonra da hareketler/hareketsizlikler uzerinden parca başi ve oz’deki erozyona endekslenerek dikkate alinmalidir.zuppelik, kof şekilcilik; gosteriş budalaligi ise idesizoolojisidir!
zuppelik, ayrani yok icmeye, tahtmobille gider sicmayadir.bu ayransizliga en guzel ornek, yuzyillarini muteakiben, -ozellikle en iyi senaryo, en iyi yonetmen, en iyi baş erkek oyuncu, en iyi baş kadin oyuncu, en iyi figuran, en iyi hadim, en iyi haremagasi, en iyi kaptân-i deryâ, en iyi şehremini, en iyi yeniceri, en iyi sadrâzam, en iyi maliye, en iyi lâle, ve en iyi v.s. dallarinda- altin lâle odullerini de alan “lâle devri” ile koskoca bir imparatorlugun son donem saraylaridir.ayni şekilde rahmetli turgut ozal’in turkiye’nin bir donemine zevceleri, mahdumlari, mahdumeleri, damatlari, gelinleri ve tum akraba taallukatiyla parmak attigi ayraca denk duşen ii. lâle devri ile the chillers’in elledigi donem olan iii. lâle devri de muhakkak anilmali, anilmadan gecilmemeli, gecildikten sonra da unutulmamalidir. bu son iki donem dede korkut soyundan gelen bir torun dede tarafindan ibretle anlatilmali, aktarilmalidir.
zuppelik dil, duşunce ve davranişlariyla bu şekilcilikten oz’e intikali mumkunsuz bir yaşam bicimidir. tum onyargilari, degerlendirmeleri, peşin ya da beş taksitli hukumleri hep bu bag’li oldugu zuppelige endekslidir. cogu kez bu onyargi, degerlendirme yahut da peşin hukum bir “prensip” adi altinda da ortaya cikabilir. cogu kez zuppeligin, bir yaşam biciminden ote, ana renklerin ara tonlari olarak ortaya ciktiginin da alti cizilmelidir. bir tavrin zuppelik olarak degerlendirilmesi, her halukârda, yaşam bicimi olarak kabul edilen zuppelikten farklidir. haa, o ona başka isimler bulabilir. zuppelik demez de “yirmi senelik cumhuriyet okuru”, “biz dinozorlar”, “acili kuşak”, “cemaatimiz”, “bizim parti”, “biz ga’ssaraylilar” diyerek sozunu ettigi sosyal grubun tum sorumsuzluklarina dahil ve vitrinindeki konu mankeni kadar anlamli, sorumlu ve kiymetli olur! her sosyal grup nitelik kadar nicelik problemi de yaşadigindan oturu “bir tad-bir doku” olarak barindirir icerisinde o’nu, besler ve muhafaza eder. bazense “vitrin” diyerekten, sorumsuz sorumluluklar yukler. danişman, başdanişman, genel kurul uyesi, yedek uye vb. yapar. o sorumsuz sorumluluklari ile taşinan bir canta, dekoratif bir unsurdur. bunun en guzel orneklerinden bir tanesi mîna urgan’in “siyasal” yaşamidir.
ressamin zuppeligi nasil olur? şoyle ornegin: “efendim, buradaki atlarin gozlerinin kirmizi ciban olmasinin ozel bir nedeni var midir?” diye sorarsiniz. cevap şoyledir: “siz nasil anliyorsaniz oyle!” cevabin muhteşemligine bakar misiniz? biz nasil anliyorsak oyleymiş. yani ressamimiz şunu demeye getirir ve demez: “kardeşim yok bir sebebi oyle yapmak istedim ve yaptim”. belki rafadan ciftlik yumurtasi yerken, ciftligin guneş kizili damlamiştir atin gozune. bu, bu soylenmez! cunku bunu soylemek zayiflik olarak algilanir her nedense! soru biraz alcakgonullu formattaki zuppelikle giderilir.
temeli berilyum minerali olan yeşil renkli, değerli taslar içinde sertlik derecesi en fazla olanlardan biridir. fakat genellikle çok “damarlı” olduğu için en kırılgan olanlardan da biridir…eldeki zümrütlerin daha hos (ve pahalı) görülmesi için uzerine bolca makine yagı damlatılıp icine cekmesi icin beklenebilir. (mumkunse 1-2 gün) seffaflasıp, parlaklaşır…
yecüc ile mecüc’ü başka bir gezegende hapsettiği ve gezegenler arası seyahat edebildiği söylenen peygamber.
boğaziçi üniversitesi karşısında yurtta kalanların akşamları piyasa yapmaya ve karın doyurmaya çıktıkları iğrenç börekçi.börekleri yağlıdır.poğaçası fena deildir.bir de sahibinin kızı vardır.zülfikarın kızı olarak tanınır abazan boğaziçililerin muhabbetlerine girmeyi başarmıştır.sık sık okulda gözükür,falan filan…
geçmişlerinde çeşitli devrimci hareketlere karışmış insanların, henüz temyiz kudretine sahip olmayan çocuklarına günde üç posta dinlettikleri kötü sesli şarkıcı. dillere pelesenk olmuş güzel şarkılarının neredeyse hepsinin menşei iyi şairlerin iyi şiirleridir. zaman içerisinde şarkıları da sesi de daha da kötüleşmişse ve bir zamanlar ateşli bir taraftarı olduğu dünya görüşüne ters düşen davranışlar sergileyip, samimiyeti konusunda kafalarda soru işaretleri yaratmış olsa da küçümsenecek bir kimse de değildir kendileri.
yeni konuşmaya başladigimda şarkilarini soylemek icin kasindigim cocukluk idolum. kelimelerin anlamlarini anlayacagim yaşa geldigimde gozumdeki degeri kat kat artan, ozellikle eskiya dunyaya hukumdar olmaz ina taptigi muzisyen…cok derin bilgiye sahip degilim ama onceki entrylerdeki bir yanlişi duzeltmek isterim: ‘kapitalizm kalesi’ bir gazetede yazdigini kendisi de inkar etmiyor tabi ki. bunun nedeni ilerici olan ve kendisini en azindan duşunceleri yuzunden desteklemesi gereken gazete(ler)nin kendisine karşi cephe almasiymiş (bu gazetelerin de kendilerine gore nedenleri vardir tabi ki). şu anda yazdigi gazetede hicbir yazisinin sansurlenmedigini ama ilerici gazetelerde kendisine sorulmadan yazilarinda birtakim degişiklikler yapildigini soylemişti bir yerde.zulfu livaneli’yi eleştiren(daha cok da acimasizca eleştiren) suserlardan birşey rica ediyorum .. ‘neden degişti’ , ‘dondu bu adam’ demeden once devletin bu kadar agir baskisina nasil bu kadar zaman dayandi ve neden soylemlerini yumuşatmak zorunda kaldi diye de bir duşunun mumkunse..
besteci,yorumcu,yazar ve yönetmen olarak,20′den fazla albüm,28 film,3 oyun ve 1 bale müziği;yurtiçi ve yurt dışında yüzlerce konser,3 film ve 6 kitaba imza attı.uluslararası alanda çalışmalar yaptı.alman müzik eleştirmenleri birliği ödülü,yunanistan ve hollanda’da yılın plağı ödülleri,türkiye’de iki kez en iyi film müziği ödülü,valencia film festivalinde altın palmiye,montpellier film festivalinde altın antigone,ve son olarak ta san remo uluslararası besteci ödülünü aldı.
bir entrye ithafen demek isterim ki ;özgürlüğüne düşkündü ve sansürlenmediği için o gazetede yazıyodu iyi güzel de maaşını neyle alıyodu bu adam..görüyoruz ki patronu bi sürü işe karışmış bi şekilde derin devlet..halkçıyım ama halkın parasını yiyenlerden maaş alıyorum..ee ne ki şimdi bu diye sormak gelir..ayrıca şarkıları çok güzeldir ama kendi sesinden dinlenmediği sürece
pat murphy’nin 1987 yılı nebula ödülü sahibi the falling woman romanındaki maya uygarlığı’na ait hayalet.10. yüzyılda yaşamış bir kadın rahip*tir.