Ruya
27.11.95 (ögle uykusu sirasinda gördüm): üniversitede simülasyon (sosyoloji) dersimiz var ama bina erkek lisesi. çaktirmadan dersten çikiyorum. imzami atip çiktigim için sorun olmaz diye düsünüyorum. kantine gidiyorum ve 10.400 liraya simit seklindeki ekmeklerden aliyorum. bu arada, yatililarin kaldigi binanin duvarinda, pekçok kadinin uzun esek oynadigini görüyorum. sonra oyunlari bitince yanima geliyor ve benimle alay etmeye basliyorlar. ben de o anda yanimdan hizla geçen bir tavsana dönüp söyle diyorum: - iste dostum, coskusal veba bu olsa gerek. tüm bu gördügün kadinlar hasta! tavsan birden bire, bir sevgi filmi olan “ayi” filminin afisine dönüsüyor. 21.11.95 (baska bir düs): beyoglu’nda karnimi doyurmak için “proleter çin lokantasi” adinda bir yere gidiyorum. menü istiyorum. garson, önce direniyor ve sonra geri vermem sartiyla menüyü bana uzatiyor. menü, kitap kalinliginda ama yemeklerden birsey anlamiyorum. menünün çözemedigim geri kalan yerlerinde ise matematik hesaplari var. karsimdaki müsteriye -döner ekmek yiyen- pilav üzeri dönerin fiyatini soruyorum. o da bana dönüp, halkin sorunlariyla ilgilenmedigim ve bir ingiliz aristokrati oldugum için proleter lokantasinda aç kalacagimi ve açliktan geberecegimi söylüyor. aglamaya basliyorum. 22.11.95 (bir düs daha): düs bir film gibi basliyor. bir köpegi yakin planda kosarken görüyoruz. sonra uzak çekimde, köpegin uzun bir yolda kostugunu görüyoruz. ben o sirada, herhalde köpegi, mirkelam’in klibinde oldugu gibi bir bantin üzerinde koşturulduğunu düşünüyorum. köpek bir süre sonra, kanalizasyon olduğunu sandığım bir delikten içeri giriyor. orasının çok tehlikeli bir bölge olduğunu biliyorum. bir süre sonra köpek, bat man’a dönüşüyor. parmaklarının arası penti çorap reklamındaki kadın gibi perdeleniyor ve yardım istiyor. birden yanan spot ışıkla, köpeğin kimden yardım istediğini görüyoruz. bu adam, korkunç işkencelerle onlarca kişiyi öldürmüş bir cani. yarasa, adama, ne kadar güçlü ellere sahip olduğunu söylüyor. adam bunun üzerine tıpkı bir robot gibi ellerini uzatıp yarasa-köpeğin kafasını sıkıyor ama öldürmüyor. istese, kafasını boynundan ayırır diye düşünüyorum. birdenbire, izleyici konumundan oynar konuma geçiyorum. korkunç işkence aletlerinin içinden bir anahtar bulup çıkarıyorum. bu, günde 14 saat çalışan işçi kadınlardan birinin bekaret anahtarıymış. birden uyanıyorum ve elimin lohusa şerbeti kokup kokmadığını kontrol ediyorum… 22.11.95 (son düş): babam bir sinopsis yazmış ve bunu senaryolaştırmam için yazarlık bölümünden bir arkadaşıma vermiş. ben kendim öyküleştirebileceğimi, arkadaşımın çok işi olduğunu söyleyip, sinopsisi alıyorum. görüyorum ki sinopsis, kıymalı pidenin hamur tarafına yazılmış. sonra bir istasyonda olduğumu anlıyorum ve ilk gelen trene atlıyorum. biletçi yanıma geliyor. biletimin olmadığını farkediyorum. bana sorular sormaya başlıyor ve örneğin ölmüş olan dedemin nerde olduğunu soruyor. bu sorulara, ninemin göbek adı ekleniyor. “emine” diyorum, “bilemedin ayşe olacaktı” diyor ve beni trenden atıyor. tren önümden geçerken, biletçiyi, üzerine sinopsisin yazılı olduğu kıymalı pideyi yerken görüyorum
”..what we see or seem is (nothing) but a dream within a dream..” edgar allan poe